İçeriğe geç

Suç işleyen çocuklar nereye gider ?

Suç İşleyen Çocuklar Nereye Gider? Tarihsel Bir Perspektiften Bakış

Geçmişin izleri, bugünü anlamamıza ışık tutar. Geçmişte atılan adımlar, kurulan yapılar ve alınan kararlar, bugün içinde bulunduğumuz toplumsal yapıyı şekillendiren unsurlar arasında yer alır. Çocuk suçluluğu, bir toplumun sadece hukuki değil, aynı zamanda toplumsal, kültürel ve eğitimsel yapısının da bir yansımasıdır. Bu yazıda, suç işleyen çocukların tarihi bağlamda nereye gittiğini inceleyecek, geçmişin farklı anlayışlarını ve bu anlayışların zaman içinde nasıl evrildiğini tartışacağız.

Erken Modern Dönemde Çocuk Suçluluğu ve Hukuk Anlayışı

Erken modern döneme kadar, çocukların suç işlediği ve bu suçlar karşısında toplumsal tepkinin ne olduğu konusunda genellikle net bir çizgi yoktu. Çocuklar, toplumun genel ahlaki normlarına göre ya yetişkinlerle eşit tutulur ya da tamamen ayrı bir şekilde değerlendirilirdi. 16. yüzyılda, çocuklar daha çok “küçük yetişkinler” olarak görülüyordu; yani, suç işlediklerinde yetişkinler gibi cezalandırılıyorlardı. Bu dönemdeki hukuki anlayışa göre, çocukların suçlarının cezası çoğunlukla bedenî cezalar ve hatta idam olabiliyordu. Çocukların yaştan kaynaklanan bilişsel ya da duygusal farklar göz ardı ediliyordu.
Araştırma Örneği:

İngiltere’deki 17. yüzyıl belgelerinde, suç işleyen 7 yaşındaki bir çocuğun, bir yetişkin gibi idam cezasına çarptırıldığına dair kayıtlara rastlanmıştır. Bu, erken modern dönemde suçluluğun, çocukları da kapsayan çok sert bir yaklaşım gerektirdiğini göstermektedir.

Sanayi Devrimi ve Çocukların Toplumsal Konumu

Sanayi devrimi, sadece ekonomik yapıyı değil, aynı zamanda hukuki ve toplumsal yapıyı da dönüştürdü. Çocuk işçiliği yaygınlaştı ve şehirleşme ile birlikte çocukların suç işleme oranları arttı. Bu dönemde, çocukların suçları, genellikle ailenin ve toplumun zayıflayan denetimiyle ilişkilendiriliyordu. Çocuklar, fabrikalarda çalışırken maruz kaldıkları zorluklar ve istismarlar, onların psikolojik olarak zarar görmelerine neden oluyordu. Ancak, bu dönemde suç işleyen çocuklara yönelik tutum, toplumun gözünde bir tür “toplumsal hastalık” olarak değerlendiriliyordu. Çocuk suçluluğu, bir bozulma, bir hastalık olarak kabul ediliyordu.

Toplumsal dönüşüm, aynı zamanda cezai reformları da beraberinde getirdi. 19. yüzyılın sonlarına doğru, suç işleyen çocuklara yönelik cezaevlerinden farklı bir çözüm arayışına girildi. Çocukların, suçlarını işledikleri “suçlu bir yetişkin” olarak değil, daha çok “toplumun zayıflamış bir üyeleri” olarak değerlendirilmesi gerektiği görüşü yaygınlaştı.
Araştırma Örneği:

İngiltere’deki 19. yüzyıl çocuğu suçlu yargılama sistemine dair yazılarda, özellikle Charles Dickens’ın “Oliver Twist” adlı eserinde, sanayi devriminin yarattığı koşulların çocukları nasıl suça sürüklediğine dair toplumsal eleştiriler yer almaktadır.

20. Yüzyılın Başında Çocuk Suçluluğu: Reform ve Eğitim Politikaları

20. yüzyılın başında, çocuk suçluluğu konusundaki yaklaşım daha da değişmeye başladı. Çocuk suçluluğu artık sadece bir cezalandırma meselesi olarak görülmemeye başlandı. Çocuk suçluluğunun psikolojik ve sosyal temelleri, özellikle 1900’lerin başından itibaren çok daha fazla araştırılmaya başlandı. Eğitim politikaları, suç işleyen çocuklara yönelik cezalandırmadan çok rehabilitasyon temelli bir yaklaşımı öne çıkardı. Çocuklar, suçu sadece bir “ahlaki çöküş” değil, aynı zamanda çevresel ve psikolojik faktörlerin bir sonucu olarak görmeye başladılar.

Amerika’daki Çocuklar için Rehabilitasyon Merkezleri (Youth Rehabilitation Centers) bu dönemde kuruldu ve burada suç işleyen çocuklara eğitim verilmeye, terapiler uygulanmaya başlandı. Çocuklar, suçlarını işledikleri toplumdan dışlanmak yerine, yeniden topluma kazandırılmaları gereken bireyler olarak değerlendirilmeye başlandı.
Araştırma Örneği:

Amerika’da 1909 yılında kurulan ilk çocuk rehabilitasyon merkezi, çocuk suçluluğunu cezalandırmak yerine, onları eğitmeyi ve suçlu davranışlarını değiştirmeyi amaçlayan bir model sundu. Bu merkezde, çocukların psikolojik destek ve rehberlik alarak topluma kazandırılması hedeflendi.

Çocuk Suçluluğuna Toplumsal Yaklaşımın Değişimi: 1980’ler ve Sonrası

1980’lerde, suç oranlarındaki artış ve toplumsal güvenlik kaygıları ile birlikte, çocuk suçluluğuna yaklaşım tekrar sertleşmeye başladı. Bu dönemde, suç işleyen çocuklar daha fazla cezalandırılmaya başlandı ve suç işleyen çocuklara karşı daha sert hukukî önlemler alındı. Suçlu çocuklar, daha erken yaşlarda suç işleyip toplumdan dışlanmaları gereken bireyler olarak görülmeye başlandı.

Toplumsal korkular ve medyanın etkisi, suç işleyen çocukların toplumun güvenliğini tehdit eden unsurlar olarak görülmesini pekiştirdi. 1980’lerin sonunda Amerika’daki “zero tolerance” (sıfır tolerans) politikası gibi yaklaşımlar, suç işleyen çocuklara yönelik cezaları daha da arttırdı. Bu yaklaşım, suçlu çocukları, sadece suç işleyen bireyler olarak değil, aynı zamanda toplumun “tehlikeli” üyeleri olarak değerlendirmeye başladı.
Araştırma Örneği:

1990’larda Amerika’da yapılan bir araştırma, 1980’ler sonrası suç işleyen çocukların hapse gönderilme oranlarının, 70’ler ve 80’lerin başına göre üç kat arttığını göstermektedir. Bu dönemde, cezalandırma sistemlerinin artışı, çocuk suçluluğuna daha sert bir yaklaşımın göstergesi olarak öne çıkmıştır.

Günümüzde Çocuk Suçluluğu: Yeniden Eğitim mi, Ceza mı?

Bugün, suç işleyen çocuklarla ilgili politikalar hâlâ tartışmalı. Bir tarafta, çocuk suçluluğuna rehabilitasyon odaklı yaklaşanlar; diğer tarafta ise cezalandırma ve güvenlik önlemleri vurgulayanlar var. Toplumsal adalet anlayışına göre, suç işleyen bir çocuk, yalnızca cezalandırılması gereken bir birey değil, aynı zamanda topluma kazandırılması gereken bir “kurban” olarak da görülebilir. Eşitsizlik ve fırsat eşitsizliği gibi yapısal sorunlar, suç işleyen çocukları çoğu zaman daha zayıf bir konumda bırakmaktadır.

Günümüzdeki politikaların etkisi, toplumsal yapıyı, hukuk sistemini ve aile dinamiklerini derinden etkilemektedir. Örneğin, suçu işleyen çocuklar, daha çok eğitim ve rehabilitasyon merkezlerinde topluma kazandırılmaya çalışılmaktadır. Ancak, bu sistemin de başarılı olup olmadığı hala sorgulanmaktadır.

Sonuç: Geçmişin Düşünceleri, Bugünün Yönelimleri

Tarihsel olarak bakıldığında, suç işleyen çocukların toplumsal ve hukuki pozisyonu büyük bir evrim geçirmiştir. Geçmişte, suç işleyen çocuklar bir tehdit olarak görülürken, bugün toplumsal, psikolojik ve kültürel dinamiklerin etkisiyle daha karmaşık bir yer tutmaktadır. Ancak, suçlu çocukların nereye gittiği sorusu, hala evrimini sürdüren ve yanıtlanması gereken önemli bir toplumsal mesele olarak karşımızda durmaktadır.

Sizce, suç işleyen bir çocuğa nasıl yaklaşılmalı? Toplum, suçlu bir çocuğa sadece cezalandırıcı bir gözle mi bakmalı, yoksa ona rehabilitasyon ve eğitim imkanı tanıyıp yeniden topluma kazandırmalı mı? Geçmişin değişen bakış açıları, bugün için ne anlama geliyor?

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

şişli escort
Sitemap
https://www.tulipbet.online/